00:00Topaç, Düşünce ve Modern Zombiler
00:06Büyük Yunan filozofu Sokrates'in, sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değemeyeceğini söylemesinin üzerinden 3000 yıl geçti.
00:14Peki sorguladığımızda, hayata değer katacağımıza ne kadar eminiz?
00:18Sorgulananlar birikerek yüke dönüşmüyor mu?
00:21Paradokslar ve değişen anlamlandırma biçimleri, insan zihnini sürekli değişkenliğe gebe bırakıyor.
00:27İnsan günden güne eski çağlardan daha hızlı bir şekilde değiştiği için, bu değişim hızının farkına varamıyor.
00:35Düşünün ki elinizde bir topaç var.
00:38O topacı yavaş yavaş çevirmeye başladığınızda kütlesini ve ağırlığını elinizde net bir şekilde hissedersiniz.
00:45Fakat topaç hızlandıkça o ağırlık yavaş yavaş kaybolur.
00:49Topacın kendi dönme hızının ivmesi, dengeleyici bir kuvveti oluşturur.
00:53Ve bu kuvvet topacı ayakta durur hale getirir.
00:56Elinizde tuttuğunuz ipte bir his vardır.
00:59Ama sadece topacı yörüngede tutan çekme gücüdür.
01:03Buna topaç paradoksu diyorum.
01:05Hızlandıkça daha yoğun bir güç harcamanız gerekirken, tam tersine, hızın dengesiyle kontrol artık sizden çıkıyor.
01:13Hayattaki tüm ilişkiler de böyle.
01:15Hızlı tüketen, hızlı düşünen, hızlı karar veren ama mutsuzluktan kıvranan modern zombilere dönüştük.
01:21Bazen zorunlu olarak kulak misafiri oluruz ya, otobüslerde, metrolarda, pazarlarda, AVM'lerde en çok konuşulan konular nedense hep endişe barındırıyor.
01:33Ölümler, aldatmalar, siyasi krizler, entrikalar.
01:37Hız çağında zaten bunlar konuşulur.
01:41Ah, kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya diyen şair yaşasaydı, acaba ne derdi bu gidişata?
01:48Huzursuzluk, ruhi enfeksiyon sosuna bulanmış bir tercihtir.
01:52Nasıl ki bir bebek ağladığında sebepsiz yere tüm bebekler de ağlamaya başlarsa, toplum da böyledir.
01:59Biri yakındığında, diğeri de aşağı kalmak istemez.
02:02Sorunlardan bahsetmeyi bir tür terapi gibi kullanıyor artık insanlar.
02:07Böylece anlattığı kişiye yeni bir sorun yüklüyor.
02:10O yüklenen kişi de başka birine derken, kelebek etkisi arzı titretiyor.
02:15Tam da bu dolu zihinleri anlatan nitelikli bir kıssadan hisse meseli vardır.
02:19Bir gün bir zen ustasının talebesi, felsefede yeni öğrendiği konuyu heyecanla anlatmaya başlar.
02:26Zen ustası onu sadece dinler.
02:29Konuya hiç müdahil olmaz.
02:30Talebe, konuşmamın şehvetiyle hiç susmadan o konudan ötekine geçerek, bir yandan da ustasına ne kadar bilgili olduğunu ispatlamak ister.
02:40Zen ustası, talebesi konuşurken önündeki fincana yavaş yavaş çay doldurmaya başlar.
02:45Ta ki çay fincandan taşana kadar.
02:47Talebesi bir anda konuşmasını keser ve yeter usta.
02:51Fincan çoktan doldu.
02:53Artık içine bir şey almaz der.
02:55Usta o an elindeki çaydanlığı bırakır ve senin zihnin de bu fincan gibi.
02:59Hiç susmuyor.
03:01Sürekli yeni bilgilerle doluyor.
03:03Ama zihnin doluyken onun içine yeni bir bilgelik nasıl girecek?
03:07Der.
03:08Talebe bu olaydan sonra hiç konuşmaz.
03:10Uzun zaman sessizliğe bürünür.
03:13Günler, haftalar, aylar geçer.
03:16Ve dinlemeyi öğrendikçe bilgeliği de artar.
03:18Belki de bu hızlı çağın teknofobik bombardımanına maruz kaldığımızı anladığımızda, durup öylece bir noktaya baktığımızda, içe yöneldiğimizde, Feraset Caddesi'nin Basiret Sokağı'na varacağız.
Yorumlar