Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Bu köşe yazısı, 1923 Lozan Antlaşması ile uluslararası bir komisyona bırakılan İstanbul ve Çanakkale boğazlarının yönetiminin, 1936 yılında imzalanan yeni bir sözleşmeyle tamamen Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğine geçiş sürecini ele almaktadır. İkinci Dünya Savaşı öncesinde bozulan küresel dengeler üzerine Mustafa Kemal Atatürk'ün diplomatik hamlesiyle başlayan bu süreç, Türkiye'nin sınır güvenliğini ve hukuki otoritesini perçinlemiştir. Yazar, bu tarihi başarının genellikle toplandığı kentin adıyla anılmasını eleştirerek, belgenin asıl öznesinin Türk Boğazları Sözleşmesi olduğunu vurgulamaktadır. Söz konusu düzenleme, hem ticari hem de askeri gemilerin geçiş rejimini belirleyerek bölgesel barış ve Türkiye’nin hükümranlık hakları için hayati bir güvence teşkil etmektedir. Bu eser, boğazların sadece bir su yolu değil, Türk iç suları statüsünde milli bir egemenlik alanı olduğunu hatırlatan bir vatandaşlık bilinciyle sunulmuştur.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bu görsel rehberimizde araştırmacı yazar Atsız Burucu'nun o ufuk açıcı çalışmalarından yola çıkarak
00:06aslında hepimizin doğru bildiği ama devasa bir yanılgı barındıran o tarihi gerçeği konuşacağız.
00:13Konumuz Türkiye'nin en büyük diplomatik zaferlerinden biri etrafında şekillenen 1936'nın büyük isimlendirme yanılgısı.
00:21Her gün haberlerde duyduğumuz, belki üzerine hiç derinlemesine düşünmediğimiz bir detaya, bir isme odaklanacağız bugün.
00:27Peki, hazırsanız tarihin sayfaları arasında kısa ama çarpıcı bir yolculuğa çıkalım ve bu isimlendirme efsanesini birlikte mercek altına alalım.
00:36Her şey, deneyimli kaptan Saim Oğuz Ülgen'le, yazarımız arasındaki o can alıcı sohbetle çok temel bir soruyla başlıyor.
00:44Montrö mü yoksa Türk Boğazları Sözleşmesi mi?
00:48Şimdi, ilk bakışta ne fark eder ki ikisi de aynı şey değil mi diyebilirsiniz.
00:52İnanın bana, kelimelerin hupukta ve tarihte yarattığı o muazzam gücü düşündüğünüzde fark çok büyük.
00:59Yıllarını denizlerde geçirmiş bir kaptanın tecrübesinden süzülen bu basit gibi görünen soru, bizi aslında unuttuğumuz çok derin bir tarihi gerçekliğe
01:08götürüyor.
01:09Birinci bölümümüz, bilinenin aksine bir isim.
01:12İkinci bölüm, Lozan ve o tehlikeli yıllar.
01:16Biliyorsunuz, bu ismin neden bu kadar hayati olduğunu tam olarak kavramak için 1923'e, o Lozan Antlaşması'nın hemen sonrasındaki
01:24savunmasız yıllara dönmemiz şart.
01:26Genç Cumhuriyet, sınırlarını dünyaya kabul ettirmek için çok ağır bir uzlaşmaya varmak zorundaydı.
01:32Düşünsenize, Türk Boğazları gibi ülkenin kelimenin tam anlamıyla kalbinde yer alan hayati bir bölgenin yönetimi, tam 13 yıl boyunca milletler
01:40cemiyetine bağlı uluslararası bir komisyonun ellerine bırakıldı.
01:44Yani kendi topraklarımızda egemenlik haklarımızdan çok ama çok ağır bir taviz vermiştik.
01:50Fakat 1930'lara geldiğimizde işler fena halde değişmeye başlıyor.
01:54Bir yanda dünya barışını sağlamada tel tel dökülen kelimenin tam anlamıyla başarısız bir milletler cemiyeti var, diğer yanda ise durmaksızın
02:02yükselen tehditler.
02:03İtalya gidip acımasızca Habeşistan'ı saldırıyor, Almanya o meşhur REM bölgesini hızla silahlandırıyor.
02:09Küresel güvenlik sistemi adeta çatırlıyordu.
02:12Türkiye'nin o eşsiz su yollarını, dünyayı hızla yeni bir felakete sürükleyen bu işlevsiz yapıya emanet etmesi artık imkansızdı.
02:19Üçüncü Bölüm, Atatürk'ün Tarihi Hamlesi
02:23İşte tam bu noktada yaklaşan o karanlık dünya savaşını sezen Mustafa Kemal Atatürk devreye giriyor.
02:30İnanılmaz zekice ve bir o kadar da keskin bir diplomatik manevra bu.
02:34Milletler cenniyetinin artık o bölgeyi koruyamayacağını açıkça ilan ederek,
02:38uluslararası toplumdan Boğazlar rejiminin derhal yeniden müzakere edilmesini resmen talep ediyor.
02:43Yani çökmekte olan o uluslararası sistemin kurallarını kullanarak, ülkesinin egemenlik haklarını adeta söküp alıyor.
02:49Şu hıza bir bakar mısınız? Diplomasi çarklarının normalde ne kadar ağır işlediğini hepimiz gayet iyi biliyoruz.
02:56Ama burada durum bambaşka.
02:58İsviçre'deki o konferans 22 Haziran'da başlıyor ve sadece haftalar sonra 20 Temmuz'da sözleşme imzalanıyor.
03:04Daha da çılgınca olanı söyleyeyim, imzadan tam bir gün sonra, evet sadece bir gün sonra,
03:1121 Temmuz'da Türk askerleri fiziksel olarak o bölgeye girip egemenliği geri alıyor.
03:15Gerçekten eşine çok az rastlanır, nefes kesici bir kararlılık.
03:20Aynı baş dondurucu hız içeride de devam ediyor elbette.
03:23Daha uluslararası onay süreci Kasım'ı bulacakken, Türkiye hiç vakit kaybetmiyor.
03:28Sözleşme hemen ay sonunda 31 Temmuz'da meclisten geçiyor, 5 Ağustos'ta resmi gazeteye basılıyor ve Ağustos'un ortasında Türkiye bunu fiilen
03:37uygulamaya başlıyor.
03:38Hakkı olanı bir an bile beklemeden sahiplenen, ne istediğini çok iyi bilen bir devletin olağanüstü tablosu bu.
03:454. Bölüm
03:46Özne Montre değil, Boğazlardır.
03:48İşte asıl vurucu noktaya bu açıklayıcı rehberimizin temel tezine geldik.
03:54Bir tarafta Montre var, yani alt tarafı İsviçre'de şirin bir şehir, sadece diplomatların toplandığı fiziksel bir mekan.
04:01Diğer tarafta ise Türk Boğazları duruyor.
04:04Antlaşmanın asıl hukuki öznesi, yeniden tesis edilen egemenliğimiz ve Türkiye'nin tam kalbindeki o hayati sular.
04:11Bizler yıllardır bir İsviçre şehrinin adını tekrarlayıp duruyoruz.
04:15Oysa odaklanmamız gereken şey, kendi topraklarımızın hukuki zaferidir.
04:19Peki, bu gerçek Türk Boğazları Sözleşmesi asıl ne yapıyor?
04:23Bu, öyle basit bir sınır anlaşması falan değil arkadaşlar.
04:27Dünyanın en yoğun sularından birinde yabancı savaş ve ticaret gemilerinin geçiş kurallarını dikte ediyor,
04:32uluslararası o rahatsız edici denetimi tamamen kaldırıyor,
04:36Türkiye'nin mutlak egemenliğini dünyaya kabul ettiriyor ve en çarpıcı olanı burayı hukuken Cumhuriyet'in hükümranlığında bir iç su yolu
04:44olarak tescilliyor.
04:45Ve 5. son bölümümüz Barış'ın kalıcı teminası.
04:49Bu geri kazanılan muazzam egemenliğin ağırlığını hissetmek istiyorsak, dönüp doğrudan Atatürk'ün sözlerine bakmalıyız.
04:56Tam o tarihi günde, yani Türk askerlerinin bölgeye yeniden ayak bastığı 21 Temmuz'da basına şöyle diyor.
05:03Montre Konferansı eseri, cidden sevinmeye ve sevindirmeye değer bir eserdir.
05:09Bu sözler sadece bir tokrak kazanımına değil, tüm o karanlık dönemde dünyanın şiddetle ihtiyaç duyduğu barışa sunulan katkıyı da özetliyor
05:17aslında.
05:18Bundan birkaç ay sonra meclis açılışında söylediği şu sözler ise aslında zaferin tam olarak mühürlendiği andır.
05:25Tarihte birçok kez tartışma ve tutku nedeni olan boğazlar artık tam anlamıyla Türk egemenliği altındadır.
05:31Büyük lider, yüzyıllar boyunca koca emparatorlukların uğruna kan döktüğü o stratejik düğümün artık kesin olarak çözüldüğünü bütün dünyaya ilan ediyordu.
05:41İşte tam da bu yüzden araştırmacı atsız vurucu çok haklı.
05:45Bizler bu tarihi metinden bahsederken sadece bir İsviçre şehrini zikrederek aslında büyük haksızlık yapıyoruz.
05:52Ezberlerimizi kırıp aktif olarak Türk boğazları sözleşmesi demek, inanın bana basit bir isimlendirme veya kelime oyunu değil.
06:00Bu, o metnin gerçek öznesini onurlandıran, o tarihi zaferin hafızasını diri tutan, son derece dirin ve bilinçli bir vatandaşlık görevidir.
06:09Yutta sulh, cihanda sulh. Bu eşsiz sözleşme, Atatürk'ün o ölümsüz ilkesinin ete kemiğe bürümüş halidir.
06:16Ve bugün bile küresel barışın en kritik teminatlarından biri olmaya devam ediyor.
06:20Şimdi sizlere soruyorum, dünyayı böylesi yıkıcı savaşlardan koruyan bu hayati metni anarken,
06:26onun koruduğu asıl öznenin adını kullanmaktan daha doğal, daha doğru ne olabilir ki?
06:32Doğru kelimelerin tarihi nasıl şekillendirdiğini asla unutmayalım.
06:35Bu görsel rehberimizde bizimle olduğunuz için çok teşekkürler, bir sonraki rehberimizde görüşmek üzere.
Yorumlar

Önerilen