00:00Herkese merhaba, bu görsel rehberimizde araştırmacı yazar Atsız Burucu'nun o ufuk açıcı çalışmalarından yola çıkarak
00:06aslında hepimizin doğru bildiği ama devasa bir yanılgı barındıran o tarihi gerçeği konuşacağız.
00:13Konumuz Türkiye'nin en büyük diplomatik zaferlerinden biri etrafında şekillenen 1936'nın büyük isimlendirme yanılgısı.
00:21Her gün haberlerde duyduğumuz, belki üzerine hiç derinlemesine düşünmediğimiz bir detaya, bir isme odaklanacağız bugün.
00:27Peki, hazırsanız tarihin sayfaları arasında kısa ama çarpıcı bir yolculuğa çıkalım ve bu isimlendirme efsanesini birlikte mercek altına alalım.
00:36Her şey, deneyimli kaptan Saim Oğuz Ülgen'le, yazarımız arasındaki o can alıcı sohbetle çok temel bir soruyla başlıyor.
00:44Montrö mü yoksa Türk Boğazları Sözleşmesi mi?
00:48Şimdi, ilk bakışta ne fark eder ki ikisi de aynı şey değil mi diyebilirsiniz.
00:52İnanın bana, kelimelerin hupukta ve tarihte yarattığı o muazzam gücü düşündüğünüzde fark çok büyük.
00:59Yıllarını denizlerde geçirmiş bir kaptanın tecrübesinden süzülen bu basit gibi görünen soru, bizi aslında unuttuğumuz çok derin bir tarihi gerçekliğe
01:08götürüyor.
01:09Birinci bölümümüz, bilinenin aksine bir isim.
01:12İkinci bölüm, Lozan ve o tehlikeli yıllar.
01:16Biliyorsunuz, bu ismin neden bu kadar hayati olduğunu tam olarak kavramak için 1923'e, o Lozan Antlaşması'nın hemen sonrasındaki
01:24savunmasız yıllara dönmemiz şart.
01:26Genç Cumhuriyet, sınırlarını dünyaya kabul ettirmek için çok ağır bir uzlaşmaya varmak zorundaydı.
01:32Düşünsenize, Türk Boğazları gibi ülkenin kelimenin tam anlamıyla kalbinde yer alan hayati bir bölgenin yönetimi, tam 13 yıl boyunca milletler
01:40cemiyetine bağlı uluslararası bir komisyonun ellerine bırakıldı.
01:44Yani kendi topraklarımızda egemenlik haklarımızdan çok ama çok ağır bir taviz vermiştik.
01:50Fakat 1930'lara geldiğimizde işler fena halde değişmeye başlıyor.
01:54Bir yanda dünya barışını sağlamada tel tel dökülen kelimenin tam anlamıyla başarısız bir milletler cemiyeti var, diğer yanda ise durmaksızın
02:02yükselen tehditler.
02:03İtalya gidip acımasızca Habeşistan'ı saldırıyor, Almanya o meşhur REM bölgesini hızla silahlandırıyor.
02:09Küresel güvenlik sistemi adeta çatırlıyordu.
02:12Türkiye'nin o eşsiz su yollarını, dünyayı hızla yeni bir felakete sürükleyen bu işlevsiz yapıya emanet etmesi artık imkansızdı.
02:19Üçüncü Bölüm, Atatürk'ün Tarihi Hamlesi
02:23İşte tam bu noktada yaklaşan o karanlık dünya savaşını sezen Mustafa Kemal Atatürk devreye giriyor.
02:30İnanılmaz zekice ve bir o kadar da keskin bir diplomatik manevra bu.
02:34Milletler cenniyetinin artık o bölgeyi koruyamayacağını açıkça ilan ederek,
02:38uluslararası toplumdan Boğazlar rejiminin derhal yeniden müzakere edilmesini resmen talep ediyor.
02:43Yani çökmekte olan o uluslararası sistemin kurallarını kullanarak, ülkesinin egemenlik haklarını adeta söküp alıyor.
02:49Şu hıza bir bakar mısınız? Diplomasi çarklarının normalde ne kadar ağır işlediğini hepimiz gayet iyi biliyoruz.
02:56Ama burada durum bambaşka.
02:58İsviçre'deki o konferans 22 Haziran'da başlıyor ve sadece haftalar sonra 20 Temmuz'da sözleşme imzalanıyor.
03:04Daha da çılgınca olanı söyleyeyim, imzadan tam bir gün sonra, evet sadece bir gün sonra,
03:1121 Temmuz'da Türk askerleri fiziksel olarak o bölgeye girip egemenliği geri alıyor.
03:15Gerçekten eşine çok az rastlanır, nefes kesici bir kararlılık.
03:20Aynı baş dondurucu hız içeride de devam ediyor elbette.
03:23Daha uluslararası onay süreci Kasım'ı bulacakken, Türkiye hiç vakit kaybetmiyor.
03:28Sözleşme hemen ay sonunda 31 Temmuz'da meclisten geçiyor, 5 Ağustos'ta resmi gazeteye basılıyor ve Ağustos'un ortasında Türkiye bunu fiilen
03:37uygulamaya başlıyor.
03:38Hakkı olanı bir an bile beklemeden sahiplenen, ne istediğini çok iyi bilen bir devletin olağanüstü tablosu bu.
03:454. Bölüm
03:46Özne Montre değil, Boğazlardır.
03:48İşte asıl vurucu noktaya bu açıklayıcı rehberimizin temel tezine geldik.
03:54Bir tarafta Montre var, yani alt tarafı İsviçre'de şirin bir şehir, sadece diplomatların toplandığı fiziksel bir mekan.
04:01Diğer tarafta ise Türk Boğazları duruyor.
04:04Antlaşmanın asıl hukuki öznesi, yeniden tesis edilen egemenliğimiz ve Türkiye'nin tam kalbindeki o hayati sular.
04:11Bizler yıllardır bir İsviçre şehrinin adını tekrarlayıp duruyoruz.
04:15Oysa odaklanmamız gereken şey, kendi topraklarımızın hukuki zaferidir.
04:19Peki, bu gerçek Türk Boğazları Sözleşmesi asıl ne yapıyor?
04:23Bu, öyle basit bir sınır anlaşması falan değil arkadaşlar.
04:27Dünyanın en yoğun sularından birinde yabancı savaş ve ticaret gemilerinin geçiş kurallarını dikte ediyor,
04:32uluslararası o rahatsız edici denetimi tamamen kaldırıyor,
04:36Türkiye'nin mutlak egemenliğini dünyaya kabul ettiriyor ve en çarpıcı olanı burayı hukuken Cumhuriyet'in hükümranlığında bir iç su yolu
04:44olarak tescilliyor.
04:45Ve 5. son bölümümüz Barış'ın kalıcı teminası.
04:49Bu geri kazanılan muazzam egemenliğin ağırlığını hissetmek istiyorsak, dönüp doğrudan Atatürk'ün sözlerine bakmalıyız.
04:56Tam o tarihi günde, yani Türk askerlerinin bölgeye yeniden ayak bastığı 21 Temmuz'da basına şöyle diyor.
05:03Montre Konferansı eseri, cidden sevinmeye ve sevindirmeye değer bir eserdir.
05:09Bu sözler sadece bir tokrak kazanımına değil, tüm o karanlık dönemde dünyanın şiddetle ihtiyaç duyduğu barışa sunulan katkıyı da özetliyor
05:17aslında.
05:18Bundan birkaç ay sonra meclis açılışında söylediği şu sözler ise aslında zaferin tam olarak mühürlendiği andır.
05:25Tarihte birçok kez tartışma ve tutku nedeni olan boğazlar artık tam anlamıyla Türk egemenliği altındadır.
05:31Büyük lider, yüzyıllar boyunca koca emparatorlukların uğruna kan döktüğü o stratejik düğümün artık kesin olarak çözüldüğünü bütün dünyaya ilan ediyordu.
05:41İşte tam da bu yüzden araştırmacı atsız vurucu çok haklı.
05:45Bizler bu tarihi metinden bahsederken sadece bir İsviçre şehrini zikrederek aslında büyük haksızlık yapıyoruz.
05:52Ezberlerimizi kırıp aktif olarak Türk boğazları sözleşmesi demek, inanın bana basit bir isimlendirme veya kelime oyunu değil.
06:00Bu, o metnin gerçek öznesini onurlandıran, o tarihi zaferin hafızasını diri tutan, son derece dirin ve bilinçli bir vatandaşlık görevidir.
06:09Yutta sulh, cihanda sulh. Bu eşsiz sözleşme, Atatürk'ün o ölümsüz ilkesinin ete kemiğe bürümüş halidir.
06:16Ve bugün bile küresel barışın en kritik teminatlarından biri olmaya devam ediyor.
06:20Şimdi sizlere soruyorum, dünyayı böylesi yıkıcı savaşlardan koruyan bu hayati metni anarken,
06:26onun koruduğu asıl öznenin adını kullanmaktan daha doğal, daha doğru ne olabilir ki?
06:32Doğru kelimelerin tarihi nasıl şekillendirdiğini asla unutmayalım.
06:35Bu görsel rehberimizde bizimle olduğunuz için çok teşekkürler, bir sonraki rehberimizde görüşmek üzere.
Yorumlar