Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 11 saat önce
Kuşaklılar izle, Yıllar yıllar önce, köylerden birinde iki öksüz delikanlı yaşarmış: Bahri ile Ali İhsan. Yetim oldukları her fırsatta yüzlerine vurulur, hor görülür, dışlanırlarmış. Gün gelmiş, bu kırgınlığa daha fazla dayanamamışlar. Sevdiklerini yanlarına alıp köyü terk etmişler. Ağaçlarla çevrili, uçsuz bucaksız bir düzlükte yeni bir hayat kurmaya karar vermişler.

Ellerindeki üç beş kuruşu bir araya getirip iki küçük dam yapmışlar. Toprağı sürmüş, ekin ekmiş, gece gündüz çalışmışlar. Yoksulluğu bildikleri için de bir söz vermişler birbirlerine: “Bir gün bir gariban sevdiğini alıp buraya gelirse, ona da bir dam kuracak, tarlasını süreceğiz.”

Duyan gelmiş. Sevdiğini koluna takan o boş araziye koşmuş. Hep birlikte yeni damlar yapılmış, topraklar ekilmiş. Dayanışmayla büyüyen o küçük yerleşim zamanla koca bir köye dönüşmüş. Gelen herkes Bahri ile Ali İhsan’a minnet duymuş.

Derken bir gün, kimsenin beklemediği bir şey olmuş. İki dostun arasında küçücük bir mesele yüzünden anlaşmazlık çıkmış. Ali İhsan demiş ki, “Evleri boyarken duvarlarına kırmızı bir kuşak çekelim.” Bahri ise, “Gerek yok, sade kalsın,” demiş. Kötülükten değil; ama bazen en masum kalpler bile inatlaşır. Kavga etmemişler belki ama küsmüşler. Hem de çocukça bir sebeple.

Ne var ki bu küslük iki kişiyle sınırlı kalmamış. Ali İhsan’ın yardım ettiği aileler “Kuşaklılar”, Bahri’nin yanındakiler “Kuşaksızlar” diye anılmaya başlamış. Vefa duygusu ağır basmış; kimse sorgulamamış bile. Köy ikiye bölünmüş. Evlerin yarısında kırmızı kuşak varmış, yarısı bembeyazmış. İki ayrı bakkal, iki ayrı kahvehane açılmış. Çocuklar bile dönüşümlü oynarmış sokakta; ikindiye kadar bir taraf, ikindiden sonra diğer taraf. Sadece camide yan yana gelirlermiş ama orada bile saf tutarken aralarına mesafe koyarlarmış. Kız alıp verme işi de bitmiş.

Yıllar geçmiş… Takvimler 1992’yi göstermiş. Bahri ile Ali İhsan çoktan hayata gözlerini yummuş; çocukları büyümüş, torunları evlilik çağına gelmiş. Ama o anlamsız küslük hâlâ sürüyormuş.

Köyün gençleri bu ayrılıktan yorulmuş. Özellikle Harun ile Arif. İkisi de sırf bu inat yüzünden sevdiklerini kaybetmekten korkuyormuş. Bu saçma ayrılığı bitirmek için bir çare aramaya başlamışlar. İlk akıllarına gelen, TRT’de pembe diziler başlayınca unutulan yazlık sinemayı yeniden kurmak olmuş. Belki herkes aynı sandalyede, aynı perdeye bakarken eski günler geri gelirdi. Plan düşündükleri gibi sonuçlanmamış ama izledikleri bir Türk filmi onlara yeni bir fikir vermiş: Düşman ailelerin çocukları âşık olur, kin biter.

Artık hedef bellidir: Bahri’nin torunu Ayşen ile Ali İhsan’ın torunu Ferit’i birbirine âşık etmek.

Ancak iş sandıkları kadar kolay değildir. Ferit ortaokul çağında köyden ayrılmış, şehirde okuyup doktor olmuş, bir daha da dönmemiştir. Köy hayatı ona dar gelir. Ayşen ise öğretmen olmuş ve kendi köyüne atanmıştır. Bu iki gencin yollarının kesişmesi için önce Ferit’i köye getirmek, hem de kalıcı olarak tutmak gerekir.

İşte asıl hikâye burada başlar.

Harun, Arif ve küçü
Yorumlar

Önerilen