Ummu Hurayrah At-Turkiyyah

Şüphesiz hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım ve mağrifet dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın doğru yola ilettiğini kimse saptıramaz, onun saptırdığına kimse hidayet veremez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, O bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed onun kulu ve rasûlüdür.

« Ey imam edenler ! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak müslümanlar olarak ölün. » (Sûre 3 – Ayet 102)

« Ey iman edenler ! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağrifet etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur. »(Sûre 33 – Ayet 70, 71)

Şüphesiz sözün en doğrusu Allah'ın Kitabı, yolun en hayırlısı Muhammed sallAllah'u aleyhi ve sellem'in gösterdiği yol, işlerin en kötüleri ise sonradan uydurulmuş olanlar (bid'atler) dir. Sonradan uydurulan her iş bir bid'attır ve her bid'at bir sapıklıktır, her sapıklık da ateştedir.

Şüphesiz ki her müsülmanın dinini ve dünyasını kendisiyle düzene koyacağı hükümleri öğrenmesi farzdır. Bu hükümler Islam'ın iki kaynağı Kur'an ve Sünnette ayrıntılı olarak beyân edilmiştir. Ancak Kur'an ve Sünnetin indirildiği dili yeterince bilmek, insanların hepsinin aynı decerede ilme vakit ayırmamaları, fıkhetmekte insanların seviyelerinin bir olmayışı gibi sebepler alimlere ihtiyacı doğurmuştur. Işte bu kaçınılmaz ihtiyaçtan ötürü Yüce Allah azze ve celle ve Rasûlü sallAllah'u aleyhi ve sellem insanların, bilmedikleri şeyleri kendilerinden daha bilgililere sormalarını ve onlara ittiba etmelerini (uymalarını) meşru kılmış, hatta bunu emretmiştir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :

« Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (bilgisi olanlara) sorunuz. » (Sûre 16 – Ayet 43).